Ya da o dönemin deyimiyle tayınlama denilen olay.
Eleştirmeden-savunmadan önce popüler söylemleri ve siyasi
çıkar için kullanılma durumlarını önbelleğimizden temizliyoruz. Çünkü objektif
olmak ilk seçenek, sonra da dönem ve durum analizi yapmak gerek.
‘Haddime değil ama..’ diyerek başlıyorum:
1 Eylül 1939, İkinci Dünya Savaşı başladı. Türkiye iki
taraftan da gelen baskılara rağmen bu savaşa dâhil olmadı. (Ancak 23 Şubat 1945
yılında fiilen olmasa da İtilaf cephesine savaş ilan ederek politik yerini
belli etti).
Atatürk’ün daha başlamadan önce bu savaşı tahmin etmesi ve
önlemleri ona göre almaya çalışmasına rağmen 1938 yılında vefat etmesi, savaş
öncesinde Türkiye’ye zaten her yönden olumsuz yönden etkileyen bir duruma
sokmuştu. TBMM, Atatürk ile benzer görüşlere sahip olan İsmet İnönü’yü 2.
Cumhurbaşkanı olarak seçti.
Sene 1940, 2. Dünya Savaşı’nın tarafların dışındakilere etkilerini
yavaş yavaş göstermeye başladığı yıllar. Bu savaşa girmesek de dışa açık bütün
ülkeler gibi Türkiye de sosyoekonomik olarak darbe yedi.
Savaştan önce Türkiye’nin almış olduğu ‘silahlı tarafsızlık’
kararı ekonomik olarak ülkenin gelişimine büyük darbe vurmuştu. Bu politika
çerçevesinde 18 milyon civarı olan nüfusun 900.000’i silah altına alındı. Bu durumun
üretime olan katkısının ortadan kalkmasına ilave olarak beslenme ve barınma
gibi ihtiyaçlarının da ortaya çıkması ile ülkeye olan ekonomik yük hayli arttı.
Askeri harcamalara bütçenin %60’ı gibi çok yüksek bir oran ayrıldı. Bu
harcamaları kaldırması olası olmayan Türkiye emisyon dediğimiz para basma
olayına girdi. Bunun sonucu da kaçınılmaz son olan enflasyon oldu.
1938 yılını baz alırsak 1943 yılına geldiğimizde enflasyon
%357 oranında artmıştı. Tarım %29, sanayi %22,3, diğer sektörler %22,1, GSMH
%24,9 ve kişi başı gelir düzeyi %30,7 oranında azaldı. Üretimin 4’te 1’i
kayboldu.
Bu olumsuzluklar baş göstermeden hemen önce 1940 yılında Milli
Koruma Kanunu çıkartılarak devletin bir takım önlemler alması bu oranlarla
karşılaşılmasını engelleyemese de olası daha vahim bir senaryoyu engellemişti.
Son bir kez daha özet geçersek:
- 2. Dünya Savaşına katılmamamıza rağmen aldığımız önlemler
ekonomik açıdan ülkeye ciddi darbeler vurdu.
- Askeri yatırımlar dolaylı olarak diğer sektörleri de
etkiledi.
- 1923 yılında alınan radikal ekonomik kararların 1929
Buhranı’nda sekteye uğramasından sonra tekrar toparlanan iç üretim ve dış
ekonomik ilişkiler 1939 yılından sonra büyük bir sekteye uğradı.
Şimdi yazının başına gelebiliriz:
İç üretimin ve ithalatın dış konjonktürden etkilenmesi
sonucu normal fiyat mekanizmalarıyla arzı arttırmanın mümkün olmaması ve/veya
mevcut arzı koruyamaması tayınlama denilen uygulamayı başlattı. Bu uygulamaya
kısa açıklama olarak ‘talep edenler arasında, arzı belli bir kritere göre
paylaştırılması’ diyebiliriz. Yani herkes ihtiyacı olan şeyleri istediği kadar
değil belli bir miktar kadar alabilecek. Ve bunu belirlemek için karne kullanılacak.
Bu uygulama 13 Ocak 1942 tarihinde başladı. Hanedeki kişi sayısı kadar karne
verildi. Örneğin kişi başı günlük 375 gr. ekmek alınabiliyordu.
Ve gelelim bu yazının nedenine;
Günümüzde ‘bunlar’ denilerek kendilerinin karşı cephesi olarak
belirtilen ve dönemin hükümetini eleştirerek kutuplaşma siyasetiyle çıkar
sağlamak amacıyla siyasi propaganda aracı olarak kullanılan tayınlama
uygulamasının sadece siyasi beceriksizlik olarak görülmesinin/gösterilmesinin
yanlış olduğunu, bu uygulama öncesi uygulanmak istenen ve kısmen uygulanan
ekonomi politikalarının dış nedenler dolayısıyla sekteye uğraması ve bunun
sonucunda dönemin hükümetinin hakedilenden daha ağır şekilde iç siyasette
cezalandırılmasının yanlış olduğunu, ayrıca karne uygulamasının dönemin
şartlarında mecbur kalınarak uygulanması ve benzer zamanlarda İngiltere ve
Japonya’nın da bu uygulamaya başvurmasının bu mecburiyete kanıt olduğunu düşünüyorum.
Asıl sorulması gereken;
1923 yılından 1944 yılına kadar ayağa
kalkmaya ve ayaklarının üstünde durmaya çalışan Türkiye’nin bu kısa aralıkta
etkisi uzun yıllar süren 2 büyük kriz(1929 Büyük Buhran ve 1939-1945 2. Dünya Savaşı)
yaşamasına rağmen kendi başına ekonomik olarak direnirken, 1944 Bretton Woods’tan
sonra kurulan İMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların etkisine girerek ve 1946
Marshall Planı ile değişen ekonomik duruşunun ve girilen liberal akımın ülkeye
nasıl bir etkisi olduğudur.(Bu yazı da Menderes’in Develeri adıyla önümüzdeki
günlerde yayınlanacaktır.)
(Not: Kaynak derlemesi ağırlıklı olarak kişisel notlar ve
ders notları olduğundan sağlıklı bir şekilde ilerki günlerde yazıya
eklenecektir.)
Not: Bu yazım 17.04.14 tarihinde ekonomiturk.blogspot.com.tr blogunda yayınlanmıştır
Not: Bu yazım 17.04.14 tarihinde ekonomiturk.blogspot.com.tr blogunda yayınlanmıştır

Siz anlayamazsınız 28 Şubat Darbesi'ni Her yerde tanklar vardı. M...